Sağlıklı Balık Bakmanın 4 Temel Kuralı

658

Gerek bilgi kirliliğinin artmasıyla gerek de eski yazıların gözden kaybolmasıyla beraber temel noktaları dahi bilmeyen hobicilerin internet ortamında arttığını görüyorum. Haliyle temel bilgileri hakkıyla öğrenemeyen bir hobicinin de aklı daha çok karışıyor ve çözümü uç noktalarda arıyor. Halbuki zaten sıralayacağımız 4 noktayı hakkıyla çözdüğünüz zaman ortalama bir başarıyla kayıpsız balık bakabiliyorsunuz.

1- Yüzeydeki yağlanma

Birkaç sebebe bağlı olarak oluşabilir.

Parmağımızla dokunduğumuzda dağılan bir tabaka varsa bu mikroorganizma kolonilerini işaret eder. Geçici bir durumdur, sistemdeki bazı minerallerin(özellikle demir) olağandan fazla olması sebebiyle olabilir. Akıntı sağlanarak çözülecektir.

Parmağımızla dokunduktan sonra yine toplanıyorsa bu yüksek olasılıkla mumsu bir tabakadır. Yani döngü istediğimiz şekilde işlemiyordur. Yüksek ışık alan yeni tanklarda daha çok görülür. Çürükçül mikroorganizmalarımızın sisteme henüz yeteri kadar yerleşemediğinin bir göstergesidir. İstemediğimiz bir mikroorganizma kombinasyonu sisteme hakimdir. En basit çözüm yolu, tankı tamamen karartmak ve birkaç gün bolca su değişimi yapıp balıkları yemlememektir.

2- Yüzeyde kabarcıkların birikmesi

Bazı bileşikler sebebiyle suyun yüzey gerilimi yükselmiştir ve kabarcıklar tabiri caizse suya yapışıp kalmaktadır. Bu da istemediğimiz bir durumdur. Giderilmesinin yolu yine su değişimidir.


3- Koku

Sudaki koku doğru yorumlamasını bilen birisi için çok şey anlatır. İdeali suyun hiç kokmamasıdır. Sistem balık koktuğunda bunun normal bir şey olduğunu sanan ve kader olduğunu düşünen hobiciler var. Biraz balık kokuyor gibi söylemler suyun terazinin kötü kefesine kaydığının göstergesidir. Sistemde kirletici azot(özellikle amonyak) ve sülfür bileşikleri(özellikle hidrojen sülfür ve merkaptan) oluşmaya başlamıştır. Balıklar da esasında kokusuzdur. Denizden bir balık tuttuğunuzda en fazla deniz esintisi şeklinde kokabilir. Öldükten sonra dışarıda durdukça balık özellikle baştan başlamak suretiyle kokmaya başlar. Sistemin biyolojik çevirim gücünün yetersizliğine işaret eden bu koku oluşması durumunun sebepleri araştırılmalı ona göre çözüm üretilmelidir. Fazla balık, yetersiz hacim, aşırı yemleme vb. veya kişi tarafından şüphelenilmeyen başka durumlar söz konusu olabilir.


4- Berraklık

İdeal bir sistem cam gibi olmalıdır. Yan tarafından akvaryuma bakıldığında bile görüntü oldukça net olmalıdır. Diğer parametreler de iyiyse sistemin oldukça iyi çalıştığının göstergelerinden birisidir.

Tüm bu sorunların çözümü için ortak olarak uygulanabilecek birkaç detay vardır.


-Tankı tamamen karatmak:
Bu durum çürükçül mikroorganizmaların sevdiği bir detaydır. Işıktan rahatsız oldukları için en iyi verimi karanlık ortamda sağlarlar.


– Bol su değişimi:
Yeni başlayanların genellikle soğutulduğu bir konudur. Sistem kötü olsa bile nedense bazı kişiler kendilerine söylenilen su değişimi zamanının gelmesini beklerler. Oysa ki su değişimi sıklığı diye bir şey söz konusu değildir. Bunu siz belirlersiniz, sistemin ihtiyacı dahilinde her gün büyük yüzdelerde su değiştirilebilir. Yeter ki sıcaklığı eşitleyin ve yeterli süre(yaklaşık 1-2 saat misli misli yeter) suyu dinlendirin.


-Balıkları birkaç gün aç bırakmak:
Birkaç günü bırakın birkaç haftalık açlıktan bile bir şey olmaz. Hobiciler genellikle bu konuda yersiz endişelere kapılmaktadır. Balıkları sistemi iyileştirmek için bir süreyle aç bırakmak her zaman iyi sonuç verir. Sisteme girdisi olan atıkları azaltmış olursunuz.


-Biyolojik filtrasyonu iyileştirmek:
Bunun için yapılabilecek şeyleri aşağı yukarı tahmin ediyorsunuzdur. Ben öne çıkanları kabaca sıralayayım. Daha iyi bir filtrasyon için zeolit ve lav kırığından birisini veya her ikisini birden kullanmak oldukça faydalıdır. Eğer görüntüyü dert etmiyorsanız dip çekme şartınız da yok. Hatta dipte bıraktığınız dışkılar mikroorganizmaların çoğaldığı alanlar olacaktır. Kum kullanmak da yine mikroorganizmalar için yerleşeceği daha büyük ve verimli saha anlamına gelir. Unutulmamalıdır ki zemindeki tortuda kumdan daha fazla, kumda ise filtreden daha fazla mikroorganizma sayısı ve çeşitliliği vardır. Böylece daha çok sayıda ve çeşitte mikroorganizma kolonileriniz olacak. Sisteminiz daha iyi işleyecektir.


-Olabildiğince oksijen çözebilmek:
Organik açıdan kirlenen sular yapısı gereği daha az oksijen çözerler. Aynı zamanda bazı aerobik zararlı gazlar üreten mikroorganizmalar oksijeni fazlasıyla tüketebilir. Bu yüzden eğer ihtiyaç varsa suyun daha çok hareketlenmesine katkıda bulunmalıyız.

Yana yakıla çare aradığınız beyaz benek, mantar vb. hastalıkların ana kaynağı bu bahsi geçen faktörlerdeki olumsuzluklardır. Bu saydığımız 4 unsuru hakkıyla yerine getirmenin yollarını aramalısınız. Ancak bunların ideal olmasıyla kabaca ideal bir sistemden bahsedebiliriz. Aksi takdirde hastalık ve keyifsizliklerle daha çok karşılaşırsınız.

Onur ŞAHİN

Paylaş